Salı, 17 Eylül 2002

Türk Modernlerinin Parlayan Tınıları
Beethoven Festivali: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı orkestrası kendini çağdaş ve klasik müzikle sundu. Ve piyanist Fazıl Say görkemli bir bis gösterisiyle coşturdu.


Bernhard Hartmann
’dan

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı orkestrasıyla olan konserin ilk yarısı belirgin bir uzunluk oluşturdu. Bununla birlikte Türk bestecisi Ulvi Cemâl Erkin’in dans rapsodisi olarak ad-landırdığı “Köçekçe”sine, folklorik bir deyişten esinlenmiş olan bu sürükleyici, dinamik müziğe, herkes oldukça yürekli bir biçimde başladı. Genç müzisyenler (sayıları epeyce çok) bu müzikle hemen dolu dolu bastırabiliyorlardı. Kemanlar, nefesliler ve çok zengin biçimde yer alan vurmalı grubu, hepsi var güçleriyle çalıyorlardı.

Sonra, Beethoven Festivali için gelen bu davetli gösterisinde kendiliğinden bir ara oluştu. Ve üç konuşmacı, Bonn belediye başkanı Ulrich Hauschild, Türk konsolosu M. Sertaç Sönmezay ve sonunda Alman Radyo-Televizyonu müdürü Erik Bettermann sırayla açılış konuşmalarını yapmak için Beethoven Salonu podyumuna çıktılar. 20 dakikadan uzun bir söz arası sonunda Bettermann, yerini Alman Radyo-Televizyonu’nun 5000 euro’luk kompozisyon ödülünü kazanan Özkan Manav’ın “Portamento lento” adlı yapıtına bıraktı.

Manav’ın yapıtı her şeyden önce, Türk halk müziğinin ince tınılı öğelerini çağdaş kompozisyon teknikleriyle etkili bir biçimde birleştirebildiği için jüri üyelerince övülmüştü. 60 yıl önce yazılan Erkin’in dans rapsodisiyle karşılaştırıldığında, folklorik öğelerin ilişkisi burada gerçekten bambaşka bir niteliğe ulaşmış; yüzeysel bir çekicilik olarak değil, özellikle sanatkârca işlenmiş. Ses renklerinin, armoni ve ritimlerinin yanardönerliğiyle bu bir bölümlük yapıt, fantezi dolu bir biçimde, yürüyen bir tempo içinde gidiyor. Bir flüt ezgisi ya da daha uzun bir trompet sinyali olarak ortaya çıkan belirgin motif, parçanın formunu dinamik doruk noktalarıyla biçimlendiriyor. Müziğin dokunaklı etkisi elbette Azerbaycan kökenli şef Ramiz Malik Aslanov yönetimindeki orkestranın tınısal açıdan çok ayırt edici çalışından da kaynaklandı.

Mozart’ın La majör KV 488 piyano konçertosu ile orkestra neredeyse stilistik bir klasiğe dönüş yaptı. Piyanoda genç Türk piyanisti Fazıl Say oturuyordu. Birlikte yönetmeyi seven, birlikte mırıldanan, yüzünü neredeyse tuşlara bastıran oldukça ayrıksı bir tip; sanki Glenn Gould’un okuluna gitmiş gibi. Piyano çalışı kendi doğasından gelen bir özgürlüğü taşıyor: ateşli, virtüöz ve çok çok müzikal. Yapıtın ilahi ağır bölümünde solist ve orkestra arasında tümüyle olağanüstü bir diyalog gelişti. Parlak son bölümden sonra, Say seyircilere üç bis yaptığı için orkestranın bir kez daha dakikalarca yerinde oturması gerekti: kendi bestesi olan, klasik avangart üsluptan çok Keith Jarrett’a yakın “Kara Toprak”, Mozart’ın “Ah! vous dirai-je, Maman”ının her piyano öğrencisinde bu çeşitlemeler için yeni bir saygı uyandıracak inanılmaz virtüözce bir yorumu ve sonunda kendi kompozisyon atölyesinden çıkma, kimi kesimlerde caza benzer çılgınlıklarıyla dinleyicileri alkışlarla coşturan birkaç hızlı Paganini çeşitlemesi.

Bu uzun akşamda konserin ikinci bölümü, Alman Radyo-Televizyonu’nun düzenlemesiyle orkestra kampında hafta ortasına kadar kalacak olan Türkiye’den gelen genç müzikçilerindi yalnızca. Programda Beethoven’in “Pastoral”i vardı. İlk iki bölümü çok canlı, neredeyse biraz telaşlı ilerledi. Sonra çok güzel ve derin bir müzikal duyuşla “Köylülerin Neşeli Toplantısı”nda özellikle kornolar ve tahta üflemeliler iyi bir etki bıraktı, “Fırtına”da ise hanım timpanist sondaki gök-gürlemelerinde pek etkili olamadı.

Bu altıncı senfoni bir festival düzeyine ister istemez erişememiş de olsa kendini dinletebildi. Açılış haftası dışında şimdiye kadarki Beethoven Festivali—ki henüz tümüyle yeni gelişen bir festival bu—Stuttgart’tan yarı sahnelenen “Fidelio” ve bunun gibi Beethoven Evi’ndeki sonatlar dizisini kapsıyor. Sevimsiz değil bu, ama uluslararası bir müzik festivali için de doğrusu biraz az.